22-25 Kasım tarihlerinde 11. yaşını kutlayacak olan Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali (SYFF) karmaşık küresel sorunlar karşısında sıradan insanların ürettiği ve hayata geçirdiği yaratıcı çözümler içeren belgesellerle bir kez daha izleyicileriyle buluşuyor. Festivalin çekirdek ekibinden Pınar Öncel ile festivalin ortaya çıkış hikayesiyle ve çok tartışılan sürdürülebilirlik kavramıyla ilgili konuştuk.

Bu yıl Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından Ocak 2016 yılında açıklanan 17 Küresel Hedefin ve bu hedeflerin birbirleriyle ilişkilerinin daha iyi anlaşılması için hangi sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle ilgili olduğuna göre etiketlenen filmler, İstanbul’da Fransız Kültür Merkezi ve Salt Beyoğlu’nda ücretsiz olarak gösterilecek.

Festivalden önce de sürdürülebilirlik üstüne çalışıyor muydunuz? Festival fikri nasıl ortaya çıktı?

Evet, çalışıyorduk ve neler yapabileceğimizi araştırıyorduk. Tuna Özçuhadar’la 2007 yılında bir girişimimiz olmuştu. Sürdürülebilir Yaşam için Tasarım Derneği’ni kurmuştuk. Ancak o dönemde henüz böyle bir derneğin etkili çalışmalar yürütmesi için erken olduğunu anladık. Öncelikle toplumda sürdürülebilirlik kavramına dair farkındalık oluşması gerektiğini gördük. Sürdürülebilirlik ne anlama geliyor; sorunlara nasıl yaklaşabiliriz; sürdürülebilir bir yaşam için neler yapabiliriz? Yeni bir paradigmadan, değer setinin değişmesinden ve kültürel bir dönüşümden bahsediyoruz. Benzer hassasiyetleri olan kişiler çeşitli çalışmalarda bir araya geliyorduk ve bu doğrultuda birlikte bir şeyler yapalım istiyorduk. Bu dönemdeki paylaşımların bir meyvesi olarak festival doğdu. Görselin, belgesellerin oldukça etkili olduğunu düşündüğümüz için birçok fikir arasından film festivali öne çıkmıştı.

Sizi kişisel olarak çok etkileyen, bu konuya eğilmeniz için ilham veren bir belgesel/film olmuş muydu?

Sürdürülebilirliğe ilgim bir belgesel tarafından tetiklenmedi, ancak birçok SYFF izleyicisinin sürdürülebilirlik kavramıyla ilişkisinde bazı belgesellerin çok büyük bir etki yarattığını biliyoruz. İşini değiştiren, alışkanlıklarını, yaşamını değiştiren insanlar var. Festivalden yaklaşık bir sene kadar önce internette izlediğimiz Story of Stuff / Şeylerin Hikayesi filmi bize filmlerle bir şey yapabileceğimize dair ilham vermişti. Birkaç ay sonra filmde animasyon desteğiyle içinde bulunduğumuz sistemin işlemediğini, başka bir sistem yaratabileceğimizi 20 dakikada anlatan Annie Leonard başka bir vesileyle İstanbul’a gelmişti. Bunu fırsat bilip filmi Türkçeye çevirip Annie’nin katılımı ile bir film gösterimi düzenlemiştik. 

Sürdürülebilirlik özellikle son dönemde çok kullanılan bir kavram. Neden bu kadar önemli? Tam olarak ne kastediyoruz sürdürülebilirlik derken?

Sürdürülebilirlik herkesin farklı bir şey anladığı soyut bir kavram. “Sürdürülebilir kârlılık” vb. şekillerde kelime anlamı ile kullananlar var. Biz bu sorunu aşmak için, aslolanın yaşamın sürdürülebilirliği olduğuna vurgu yapmak için “sürdürülebilir yaşam”ı  tercih ediyoruz.

Son dönemde UNDP’nin Küresel Hedefleri ile ortak bir dil oluşmaya başladı. Küresel hedefler aşmamız gereken sorunlar ve ulaşmak isteyeceğimiz hedefler konusunda yol gösteriyor. Ancak yine de ekosistemle ve birbirimizle ilişkimizdeki sorunları tam olarak anlamamız için yeterli değil. Termodinamiği anlamamız veya hatırlamamız gerekiyor, dünya nasıl bir sistem, biyosferde yaşam nelere bağlı ve biz nasıl bir etki yaratıyoruz… Doğanın döngüsel sistemleri ile insanlık olarak kurduğumuz çizgisel sistemler arasındaki uyumsuzluğu görmek ve uyumlu sistemler tasarlamak durumundayız. Atık, iklim değişikliği, vb. pek çok sorun aslında birer semptom. Sürdürülemezliğin ne olduğunu, neden kaynaklandığını tam olarak anlayabilirsek geri kalan her şey zaten sürdürülebilir olacak.

Bazen bu kavramın içinin boşaldığını düşünenler veya kapitalizmin icadı olduğuna inananlar tarafından özellikle kullanılmadığını görüyorum. Sürdürülebilirlik kavramı biz bir şeyleri sürdürülemez hale getirdiğimizi anladığımızda bilincimizde ve dilimizde ortaya çıktı. Ancak aslen ekosistemin içkin bir özelliği. Ekosistemin kendini yenileme ve yaşamı devam ettirme kapasitesi var. İnsanın kendisini ekosistemin üstünde bir varlık olarak konumlandırarak etrafındakilerden kendisini ayırıp “çevre” diye tanımladıktan sonra canlı cansız tüm varlıklara dilediği gibi kullanabileceği birer kaynak gözüyle bakmasının sonuçlarını yaşıyoruz. 

Festivalin öncelikli amacı sürdürülebilirlikle ilgili farkındalık yaratmak. Peki bu farkındalık oluştuktan sonra sorunun çözümüne nasıl bir katkı sağlıyor?

Festivalin 2008’de yola çıktığında öncelikli amacı buydu, ancak zaman içinde evrildi. Festivalin takipçileri genellikle bu alanda meraklı, nispeten bilgili bir kesimden oluşuyor. Aralarında sivil toplum, kamu veya özel sektörde çalışmalar yürütenler, kendini geliştirmek isteyenler var; bu konuda toplumda liderlik yapan, etki yaratan veya yaratma potansiyeline sahip olan öncüler var. SYFF ile bu öncüleri güçlendirmeyi, dünyanın farklı yerlerinden yaratıcı çözüm örnekleriyle ilham vermeyi, sistemik ilişkileri gösteren, bütüncül bakışı kuvvetlendiren belgeseller ile kapasitelerini geliştirmeyi amaçlıyoruz. Bir Ashoka fellow’u olan Jehane Noujaim’in çok sevdiğimiz bir sözü var: “Filmler dünyayı değiştirebilir mi bilemiyorum ancak onları izleyenler değiştirebilir”.

Festivali Türkiye’nin pek çok kentinde ve ücretsiz olarak düzenliyorsunuz. Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali kendi sürdürülebilirliğini nasıl sağlıyor?  

SYFF’yi 3 kişilik bir çekirdek ekip olarak yüzlerce gönüllünün desteğiyle birlikte organize ediyoruz. Gerekli bütçeyi ve hizmetleri destekçilerin ayni ve maddi katkıları ile sağlıyoruz. Her sene yeniden başlayan bir fonlama süreci ile festivalin sürdürülebilirliğinden tam olarak bahsedemeyiz ancak festivali gerçekleştiren ekibin, tüm gönüllülerin motivasyonu ve sürdürülebilir yaşam vizyonunu paylaşan destekçileri ile SYFF’nin sürdürülebilirliğini sağlıyoruz diyebiliriz. SYFF’yi her sene desteklemeye devam eden kurumlar ile yıllara dayanan bir işbirliğimiz var. Farklı fon kaynaklarını değerlendirmeye çalışıyoruz. Sivil toplum ve özel sektörden sürdürülebilir bir yaşam vizyonuna sahip kurumlardan destek alıyoruz.   

Bu seneki festivalde Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kapsamında belirlenen 17 küresel hedefi konu eden filmler yer alıyor. Biraz bu hedeflerin birbirleriyle nasıl ilişkili olduğundan bahsedebilir misiniz? Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği, sürdürülebilirliğe nasıl katkı sağlıyor?

    Bu sene filmleri ilgili oldukları küresel hedeflerle etiketledik. 11 yıl boyunca seçkide yer alan filmlerin tamamı film seçerken kullandığımız kriterler nedeniyle küresel hedeflerin içeriğini ve birbirleriyle ilişkilerini aktarıyor ve daha iyi anlaşılmasını sağlıyor.

    Hiçbir konu izole değil; ekolojik, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik iç içe; en büyük sistem ekosistem. Toplum ekosistemin bir parçası ve varlığı ekosistemin sunduğu hizmetlere bağlı… Ekonomimiz de tamamen ekosistemin sunduklarına bağlı ve toplum tarafından şekillendiriliyor. Örneğin toplumsal cinsiyet eşitliği hedefinin yoksulluk, nitelikli eğitim, insana yakışır iş ve ekonomik büyüme, eşitsizliklerin azaltılması, sorumlu tüketim ve üretim, barış, adalet ve güçlü kurumlar gibi birkaç ilkeyle doğrudan bağlantılı olduğunu hemen fark edebiliriz.

    Kadınlara yönelik ayrımcılığın sona ermesi nitelikli eğitim ile doğrudan alakalı. Kadınların iş dünyasında eşit koşullarda çalışmaları, eşit fırsatlara sahip olmaları insana yakışır iş ve ekonomik büyüme hedefiyle doğrudan alakalı. Toplumsal cinsiyet eşitliği sosyal açıdan sağlıklı toplumlar için temel bir koşul; eksikliği durumunda sosyal, ekolojik ve ekonomik açılardan birçok olumsuz etkisi oluyor.

    Toplumsal sistemleri ve ekosistemi karmaşık sistemler olarak tarif edebiliriz. Karmaşık sistemleri ancak ilişkileri ile birlikte ele alabiliriz. Bizler çizgisel, kutucuklar içerisinde, konuları birbirinden ayırarak düşünecek şekilde eğitildik, dünyayı, konuları, meslekleri böldük; ilişkileri unuttuk ve kurgularımızı sanki hep statikmiş ve birbirinden bağımsızmış gibi tasarladık. Bunun neticesinde sorunları da birbirinden bağımsız ele aldık. Açlık sorunu varsa gıda yardımı ile çözebileceğimizi düşündük. Oysa açlık ekosistemle, toplumla ve ekonomiyle ilgili birçok sorunun bir arada bulunmasıyla ortaya çıkan bir sorun; sistemik olarak ele almadan çözmemize olanak yok. SYFF2018 seçkisinde bu konuda güzel bir örnek olarak Etiyopya Yükseliyor filmi var; birçok küresel hedefle ilişkili.