Sorum okul çağında çocuğu olan annelere… Veli toplantılarına gider misiniz? Bir ortaokul öğrencisi velisi olarak ben, veli toplantılarına gitmeyi severim. Öğretmenin öğrencilere yaklaşımını en iyi gördüğüm yerlerden biri bu toplantılardır. Eğer bir öğretmen, “Kızınızın gördüğüm bir problemi yok, notları da şu şekilde…” diye bir açıklama yaparak konuya giriyorsa, genelde o öğretmen benden geçer not almaz. Zira çocuğumu öncelikle problem üzerinden değerlendiren bir öğretmenin hayata bakış açısı yaralı gelir bana. Bu arada, kızımın okulda bir problemi de olabilir ama, görüşmeye problem üzerinden başlayan hocaya ihtiyatlı yaklaşırım. Genelde, “Hocam bilgi için teşekkürler, başka ne tür gözlemleriniz var kızım hakkında? Sınıfınızda sergilediği ne tür güçlü özellikleri var? Hangi alanlarda gelişim göstermesini bekliyorsunuz?”gibi sorular sorarım. O zaman az sayıda öğretmenden de olsa, kızımın okulda gösterdiği güçlü özelliklerini ve gelişim alanlarını bir parça da olsa, öğrenmiş olurum.

Aslında öğretmenlere de kızamıyorum, zira; eğitim sistemimiz güçlü yanlarımızı ortaya çıkarmaktan ziyade, eksiklikleri ön plana çıkarmak üzerine kurulu. Bu sistemde yetişen nesiller de, ister istemez eksikliklere ve problemlere odaklı bir yaşam inşa ediyorlar. Halbuki, sadece gelişim alanlarımızın farkında olduğumuzda değil, güçlü alanlarımızın da farkında olduğumuzda, kendimizi daha iyi tanırız ve hem kendimizle hem de çevremizle çok daha sağlıklı bir iletişim kurarız.

Koçluk yaptığım birçok kadın yöneticide de bu durumu gözlemliyorum. Koçluk görüşmelerinde, yöneticilerin güçlü yanlarından ve gelişim alanlarından konuşuyoruz. Ancak niyeyse, çoğu yönetici, güçlü alanlarını hızlıca geçip, gelişim alanlarına odaklanmak istiyor. Zira, güçlü alanlarını; herkeste olması gereken, doğal bir şeymiş gibi görüyorlar. Peki yeterince sahipleniyorlar mı güçlü yanlarını? Maalesef hayır. Çoğu zaman, gözlerine sis perdesi inmiş gibi, kendilerine verilen özel hediyelerin biricikliğini görmekte zorlanıyorlar. Bu sis perdesini aralayınca; kendi değerini bilmek, kendini olduğun haliyle görmek ve varoluşunu sahiplenmek gibi konular gündeme geliyor.

Güçlü yanlarını çok sahiplenememiş bir kişi, gelişim alanlarında kendine karşı acımasız eleştirilerde de bulunabiliyor. Kendilerini geliştirme konusunda inanılmaz çapta efor gösteren başarılı iş kadınlarının, kendilerini kabulde zorlandıklarını görmek üzücü.

Ama tabii üzülüp orada üzüntüyle kalmıyoruz, farkına vardığımız durumların kabulüyle, yolumuza devam etmek gerek…

Biz de biraz daha konunun özüne gidiyoruz ve yöneticilerle, hem güçlü yanları daha fazla hayata geçirmek hem de gelişim alanlarını planlı bir şekilde iyileştirmek için yazılı bir çalışma yapıyoruz. Bu arada yazılı çalışmanın gücüne çok inandığımı belirtmeliyim. Zira, zihnimizde dönüp duran düşünceler kafamızın içinde kaldıkça, kafa karışıklığından başka bir durum yaratmıyor. Zihnimizdekileri kağıda dökelim ki, kafamızdaki senaryoyu görebilelim. Çünkü yazılı bir formatta, gerçekten ne ile karşı karşıya olduğumuzu daha iyi anlıyoruz ve eyleme geçmek için daha net bir plan yapabiliyoruz.

Haydi gelin sizinle birlikte de benzer bir çalışmayı yapalım: Çok güçlü bir yanınız var ancak bu güçlü yanınızı işte henüz istediğiniz şekilde hayata geçiremiyorsunuz. Daha doğrusu, bu güçlü özelliğinizle, belki daha büyük başarılara imza atabilecek yapıdasınız ancak nasıl eyleme geçeceğinizi bilmiyorsunuz.

Öncelikle hedefinizin daha doğrusu bir niyetinizin olması önemli. Ama bu hedefinizi, açık bir şekilde yazmanız da kritik. Mesela iletişim becerileriniz iyi ancak bu becerinizi şirkette istediğiniz seviyede gösteremediğinizi düşünüyorsunuz. Hedef olarak; “Şirketteki iletişim becerilerimi artırmak”gibi genel bir hedef yazmak yerine; kendinize “Ekip içindeki ve bölümler arasındaki iletişimi çeşitli organizasyonlar ve toplantılarla; 3 ay içinde artırarak, daha açık bir iletişim ortamı oluşturmak” gibi bir hedef koyarsanız, hedefinizin sınırlarını daha iyi belirlemiş olursunuz.

Tamam, hedefimiz elimizde, peki bu hedef sizin için neden önemli? Bu nedeni netleştirmek, onlara ulaşmak için, ihtiyacınız olan odaklanmayı daha rahat sağlamanıza yardımcı olur. “Neden iletişimimi geliştirmek istiyorum? Daha şeffaf bir ortamda, daha yaratıcı fikirlerin ortaya çıkacağına ve anlaşmazlıkların minimum düzeye ineceğine inanıyorum.” gibi bir nedeniniz olabilir.

En kritik adıma geldik. Hedefinize ulaşmak için ne tür aksiyonlar alacaksınız? Genelde bu noktada çoğu kişi takılır. Çünkü eyleme geçmek zorlayıcı bir süreçtir. Sorumluluk almayı gerektirir. Ama biz yetişkinler bu sorumluluğu alabiliriz değil mi? Yapmayı düşündüğünüz eylemleri, bir zaman planıyla uygularsanız, eylemlerinizi çok daha iyi takip edebilirsiniz. Burada 70/20/10 kuralını devreye sokmak, işinizi kolaylaştırabilir. 70’lik dilim, özellikle yönetsel davranışlarınızı farkındalık egzersizleriyle değiştireceğiniz kısım. Ekip içinde; her cuma iş dışı konularla ilgili paylaşım toplantıları düzenlemek, diğer bölümlere her hafta düzenli saha ziyareti yapmak, Aralık ayında, İK’nın da katılacağı çapraz fonksiyonlu takım çalışması etkinliği düzenlemek gibi eylemler aksiyon planınızda yer alabilir. 20’lik dilim, konuyla ilgili yöneticiniz veya dışarıdan alacağınız koçluk, kurmak istediğiniz bir mentorluk ilişkisi, değerlendiricilerinizden alacağınız geri bildirim aktiviteleri olabilir. 10’luk dilim içinde; konuyla ilgili okunacak kitaplar, gidilecek kurslar, projeler gibi etkinlikler olabilir.

Sonuncu adım ise; bu aksiyonlarda ihtiyaç duyduğunuz desteği kimlerden alacağınız ile ilgili. Genel olarak toplumumuzda, şöyle bir eğilim var: Başkasına yardım etmekte oldukça istekli ancak kendisi için yardım istemekte oldukça çekingen bir yapımız var. Çoğu kişi, hedeflerine ulaşmak için, başkalarının yardımını istemek konusunda çekimser davranabiliyor. İşte bu noktada, gurur yapmadan, ihtiyacımız olan desteği istemekte net ve talepkâr olmak önemli. Verdiğimiz örnekten hareket edersek; iletişim ortamının iyileştirilmesinde; ekip arkadaşları, bölüm arkadaşları, yönetici ve İK’dan destek alınabilir. Bu konu açıklıkla gündeme getirilebilir.

Gördüğünüz gibi, hedeflerimizi yazılı hale getirerek, zihnimizdekileri öncelikle kağıda döküyoruz. Bu şekilde hedeflerimizin sorumluluğunu almaya başlıyoruz. Hedefler şekillendikten sonra, eyleme geçiyoruz. Hayattaki her şey planlandığı gibi gitmese de, çalışmalarımız gösteriyor ki; kendi hayatıyla ilgili sorumluluğu alarak eyleme geçen kişiler, çabalarının karşılığını bir şekilde alıyor. Üstelik, eyleme geçmenin kişiye getirdiği özgüven de cabası. Kişi kendini hem güçlü yönleriyle hem de gelişim alanlarıyla kabul ettiği ölçüde ve bu konular üzerinde çalıştığı sürece, daha doyumlu bir hayat yaşamaya başlıyor. Ve kendi hayatına sahip çıkabiliyor.

Niyetlerinizi hayata geçirebileceğiniz güzel bir sene diliyorum sizlere… Her şey gönlünüzce olsun.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki İçerikTürkiye geleceğin kapılarını kadınlarla açıyor
Sonraki İçerik2019’da hangi teknolojiler hayatımıza girecek?
1997 yılı Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü mezunu, evli ve bir kız çocuğu annesidir. Linkage Yönetim Danışmanlığı’nda, Yönetici Koçu (PCC) ve Kıdemli Danışman olarak görev yapmaktadır. Hem verdiği eğitimlerde, hem de bireysel ve grup koçluklarında; kişilerin farkındalıkla performanslarını geliştirmelerine, daha etkin iletişim kurmalarına ve yaratıcılıklarını daha fazla kullanarak, potansiyellerini hayata geçirmelerine destek olmaktadır.Yönetici Koçluğu, Liderlik Gelişimi, Yetenek Yönetimi, Assessment (Değerlendirme Çalışmaları), Kariyer Destek ve Kariyer Geçişi alanlarında çalışmaktadır. Füsun Sağlam Göksel’in; Pazarlama İletişimi, Organizasyon Yönetimi ve Danışmanlık alanlarında, 20 yılı geçen bir iş tecrübesi bulunmaktadır. Linkage’daki görevinin yanında, E&E Danışmanlık’ta Kariyer Danışmanlığı görevi de bulunmaktadır. Linkage’dan önce Korn Ferry Hay Group’da kontratlı Danışman olarak görev yapmıştır. Daha önceki dönemde; Yapı Kredi, Garanti Bankası ve Turkcell’de Pazarlama İletişimi Yöneticiliği, Pi Kare Organizasyon’da Yönetici Ortaklığı yapmıştır.