Girişimci olmak

Son sıralarda, teknoloji ve bilgi erişiminin “demokratikleşmesiyle”, gelişmekte olan ülkeler dahil her yerde bir girişimcilik rüzgarı esiyor. Türkiye de bundan nasibini alıyor. Her ay bir yerde bu konu ile ilgili bir konferans, üniversiteler tarafından girişimciler için kuluçka merkezleri açılır ve yeni “koç” gönüllü ordusu ortaya çıkar oldu. Şirketler de bu kervana katılıp birbirleriyle nispet edercesine “girişimcilik” yarışmaları düzenlemeye başladılar. Sırf etkinliklere baksak, ülkede “girişimcilik” seferberliği ilan edilmiş gibi görünüyor.  

Devlet de bu konuya eğilmeye başladı bir süredir. TÜBİTAK aracılığı ile hem girişim şirketlerine hem de üniversitelere kaynak ayrılmaya başlandı. Hatta yatırımcılar için bile teşvik programları yaratıldı. 

Her ne kadar umut ışıkları sönmese de, bütün bu çabaların büyük çapta kalıcı ve olumlu sonuç vereceğini kimse hala kestiremiyor. Çünkü girişimcilikle ilgili, her türlü etkinlik ve teşviklerin sadece bir başarı ölçütü var: Girişim şirketlerinin “çıkış” (exit) değerlemeleri yani ya başka bir şirket tarafından satın alındığındaki ya da borsada listelenmesindeki toplam değeri. 

Peki bütün bu çabalara rağmen, hala önümüzdeki engeller neler olabilir? Bunların üstesinden gelebilmek mümkün mü?

(Ç)Engeller 

Bir ülkede, başarı için, çeşitli “makro” ve “mikro” unsurlar girişim ekosistemini şekillendirmede rol oynuyor. Makro unsurlar arasında, ülkenin kültürü, iş dünyası kültürü ve başarı ölçütünün tanımlanmasını sayabiliriz.

Bunlar arasında, ülke kültürü en temel olanı: Örneğin “neden” diye soru sorabiliyor musunuz, bunu eğitim sisteminde aşılayabiliyor musunuz? Başarılı öğrenci tanımı sadece derslerinden iyi not veya sınavlarından yüksek puan alanları mı içeriyor? Gençlerimizin okul içinde ve dışında merak ettikleri konuları uygulamalı araştırmaları için ne kadar ortam hazırlıyoruz? Okul dışındaki etkinlikleri ne kadar önemsiyoruz? 

Bunun yanı sıra büyük şirketler için başka (küçük) şirketleri satın almak hızlı büyümenin bir yolu olarak görülüyor mu? Yoksa durmadan “benim olsun, küçük olsun” türü, sıfırdan başlamak mı şirket alışkanlıkları arasında? 

Son olarak da ülkenin ekonomisi sadece yerli tüketicilerle mi yaşamaya çalışıyor yoksa ihracat önemli bir başarı ölçütü olarak görülüyor mu?

Makro unsurları ele almak ve girişimci-destekli hale getirmek uzun soluklu bir çözüm içeriyor. Eğer girişimciler için unsurlar yardımcı olursa, adete çengele takılmış gibi başarıya yükselirler. Ama iklim şartları uygun olmazsa bütün çabalar karşımıza engel olarak çıkıyor. Bununla ilgili tecrübe ve fikirlerimi bir sonraki yazımda paylaşacağım. 

Bu haftaki yazımda, girişimcilerle ilgili “mikro” unsurları ele alacağım. Bu boyuttaki girişim ekosisteminin oyuncuları arasında akademisyenleri, yatırımcımları, ve arabulucuları (kuluçka merkezleri, mentörler, koçlar) sayabiliriz.

Girişimciler: Engel-siz-siniz

Her bir girişimci ekonomiye istihdam ve katma değer katacak potansiyel işletmedir. Girişimci “ekosistem, kuluçka, sinerji, melek yatırımcı” gibi havalı kelimeleri konuşarak ortaya – ne yazık ki- çıkmıyor. Engelleri tanımlamak ve çözmek zorundayız.

Aşağıdaki engellerin sadece Türkiye’ye özgü olmadığını, koçluk ve mentörlük yaptığım diğer ülkelerin girişimcilerinde de benzer durumlarla sıklıkla karşılaştıklarını ifade etmek istiyorum. O nedenle bunları, bir karamsarlık listesi olarak değil, tam tersine, engelleri aşabileceğimize inandığımın bir göstergesi olarak görebilirsiniz.

İyi tanımlanmamış müşteri sorunu

Müşterinin hem kalbini hem de aklını kazanmada odak eksikliği 

İlginç ve etkili öykü anlatım sanatı

Yukarıda engelleri aşan girişimci için “büyüme döngüsü” başlar: Başarılı girişimci müşterisinin çözülemeyen sorununu çok iyi anlamış ve çözüm üreterek servisini veya ürününü sunmuştur. 

Peki bu durumda ekosistemin “arabulucularına”, örneğin kuluçkalara, koçlara ne görevler düşüyor? Öncelikle, arabulucuların yukarıdaki 3 engeli tanımaları ve onları aşılabileceklerine inanmaları gerekir. Eğer bizzat bu engelleri yendilerse, kendi örnekleri girişimciler için çok değerli olur. Bu kişilere aynı zamanda mentör diyoruz – çünkü kendi tecrübelerini kullanabilirler.

Eğer arabulucular sadece eğitimle ya da başkalarının öykülerini biliyorlarsa, her ne kadar etkili olmak daha zor olsa da, eğer “iyi bir koç” iseler hala yardımcı olabilirler. Burada iyi bir koç olmanın şartı, çözümü dikte etmekten değil, girişimciye rehberlik edip, girişimcinin kendi çözümünü bulmasına yardımcı olmasından geçer.

Sonuç

Bir çiçeği büyütmek istediğimizde bulunduğu iklime uyumu çok önemlidir. Ancak iklim uygun bile olsa, eğer çiçeği tanımıyorsak, çabalarımız onu büyüterek bahçe haline getirmemize engel olabilir. 

Eğer girişimci olarak, toprağınızı iyi tanıyorsanız; müşteri, çiçeğinizin bakımını iyi yapıyorsanız; farklı ve yaratıcı bakış açısı, ve çiçeği güzelce saksılayıp neden çok özel olduğunu anlatabiliyorsanız; öykünüz, en güzel bahçelere sahip olacağınıza emin olabilirsiniz. 

Ancak, unutmamamız gereken, hem bilgili, hem dikkatli hem de sabırlı olabilmemiz. Sizlere mis gibi kokan bir hafta diliyorum.