Hayatımızın pek çok alanında mutluluğumuz, kurduğumuz ilişkilerden doğrudan etkileniyor. Boşanma ve ayrılık ise bir insanın deneyimleyebileceği en stresli olayların başında geliyor. Buna rağmen, ilişkiler ile ilgili kararlarımızın pek çoğunu şansa bırakıyoruz. Northwestern Üniversitesi, Evlilik 101 dersleriyle ilişkilere bilimsel bir yaklaşım getirerek bu durumu değiştirmek istiyor. 

Evlilik 101 derslerinin amacı, öğrencilerin hayatları boyunca kuracakları romantik ilişkilerde daha mutlu olmaları. Evliliklerin yaklaşık olarak yarısının boşanmayla sonuçlandığı, pek çok çiftin de ilişkilerinde mutlu olmadıklarını söylediğini düşünürsek, dersin içeriğini önde gelen araştırma üniversitelerinden biri için ciddiyetsiz bulanların eleştirileri savuşturulabilir. Esther Perel’in Tutsak Cinsellik‘i gibi popüler kitapların yanında akademik araştırmaların da okutulduğu ders, kesinlikle kolay yoldan ortalama yükseltmenin bir yolu değil. Öğrenciler, haftada bir kez katıldıkları derslerin yanında, her hafta tartışma gruplarında buluşuyor ve uzun soluklu ilişkilerde sadakatsizlikten bağımlılığa, çocuk yetiştirmeden cinselliğe uzanan konuları tartışıyorlar. 14 senedir verilen ders için öğrenciler aynı zamanda günlük tutuyor, evli çiftlerle mülakatlar yapıyor ve pek çok makale yazıyorlar.

Tarih boyunca verilen evlilik derslerinde, evliliğin sürmesinin sorumluluğu kadınlara yüklenmişken, günümüzdeki versiyonları ev idaresi, çocuk bakımı gibi pratik tavsiyelerin ötesinde evlilik kurumunun tarihsel kökenlerini inceliyor ve ilişkilerin başka toplumsal eğilimlerle etkileşimini mercek altına alıyor. Öğrenciler, popüler kültürün empoze ettiği gibi aşkı ‘kaderlerinde yazılı doğru insanı bulmak’ yerine kendilerini tanımak ve başka bir insanı sevmeyi öğrenmekle ilgili bir yolculuk olarak ele alıyorlar.

İyi bir ilişkinin ilk adımı kendini anlamak

“Dersin en önemli amaçlarından biri, yaygın bir yanlış anlamayı düzeltmek: Evliliğinizin yürümesi doğru insanı bulmanıza bağlı değil. Doğru insan olmalısınız,” diyor dersin hocalarından Alexandra Solomon. “Bu mesaj kültürlerin ötesinde. Özellikle de 19-21 yaş arası gençler için bu dönem, doğru insanı aramak yerine kim olduklarını, hayatlarının hangi noktasında olduklarını, nereden geldiklerini keşfedip, ancak ondan sonra kendilerine uygun bir partneri hayatlarına davet etmeleri için çok daha uygun bir zaman dilimi.”

Bunu yapabilmek için öğrenciler günlük tutuyor, arkadaşlarıyla zayıflıkları, öfkelerini hangi durumların tetiklediği, hassas noktaları gibi konularda tartışıyorlar. “Hepimizin tetikleyicileri, kör noktaları ve zayıf tarafları var. Bunların farkında olarak ve sorumluluğunu alarak, başka insanlarla ilişkilerimizi daha sağlıklı bir noktadan kurabiliriz” diye açıklıyor Solomon.

İlişkilerde çatışmadan kaçamazsınız, ama çatışmalara nasıl yaklaşabileceğinizi öğrenebilirsiniz

Dersin hocaları, nereden geldiğinizi bilmeden kim olduğunuzu keşfetmenin imkansız olduğunu söylüyor. Aşkla ilgili bakış açılarının nasıl şekillendiğini öğrenmek için öğrenciler, işe kendi ebeveynleriyle detaylı mülakatlar yaparak başlıyorlar. Bu ödevin en zor fakat en faydalı görevlerinden biri olduğunu söyleyen öğrencilerden Maddy Bloch, boşanmış anne-babasıyla yaptığı mülakattan ilişkiler ile ilgili çok şey öğrendiğini anlatıyor: “İkili ilişkilerde insanların kolayca birbirlerine yöneltebilecekleri inanılmaz büyük bir güçleri olduğunu fark ettim. Bu yüzden ilişkiler, karşılıklı güvene ve koruma kalkanlarını indirmeye dayanmalı.”

Bir kere davranışlarınızın ardında yatan nedenleri keşfettikten sonra, çatışmaları çözümlemek çok daha kolay hale geliyor -ki çatışma uzun vadede kaçınılmaz. Kendinizin farkında olarak, partnerinizi savunmaya geçirecek davranışlardan kaçınabiliyorsunuz. Dersin eğitmenleri öğrencilere, suçlamaların, basite indirgemenin ve kendini kurban rolüne oturtmanın mutsuz ilişkilere yol açtığını anlatıyor. Ayrıca tartışmaları iki tarafın da kaybettiği faydasız itiş-kakışlardansa ‘omuz omuza vermiş iki insanın birlikte bir soruna bakması’ olarak görmeyi tavsiye ediyorlar.

Derste öğretilen pek çok somut çatışma çözümleme yönteminden bir tanesi, karşılıklı suçlamalar yerine ‘X, Y, Z’ cümleleri kurmak: Sen X durumunda, Y yaptığında, ben Z hissediyorum. ‘Örneğin eşim sabah toplantısına geç kaldığı için kıyafetlerini yerde bıraktığında, benim de acelem olduğunu fark etmediği için güceniyorum’ demek, onu pasaklı ve dağınık olmakla suçlamanın yaratacağı savunmaya geçme durumunu daha az tetikleyecektir. ‘Sen’le başlayan cümleler insanları savunmaya geçirir ve çevrelerine ördükleri duvarları kalınlaştırır’ diyor Solomon. Aynı ‘Hep aynı şeyi yapıyorsun,’ ‘Bunu asla yapmıyorsun’ gibi cümleler gibi…

İyi bir ilişki hüner gerektirir

Evlilikle ilgili kültürel efsanelerden biri de, ilişki yürütmenin kolay olması gerektiği fikri. Gerçekte ise iyi bir ilişki için iletişim becerilerinizin güçlü olması gerekir. Bu yüzden öğrenciler, ailelerinin yanında uzun süredir evli mentör bir çiftle daha mülakat yapıyorlar. Eğitmenler, bu mülakatın bir nevi laboratuvar işlevi görmesi için 80 maddelik bir soru önerisi listesi veriyor. Böylece öğrenciler, derste öğrendikleri teorik bilgilerin gerçek hayatta nasıl kullanılabileceğini gözlemleyebiliyorlar. 90 dakikalık mülakatlarda, çiftlere, ilişkilerinin başında partnerlerinin hangi özelliğini çekici buldukları, evliliklerinin en güzel anıları, stresli durumlarla nasıl başa çıktıkları, hiç boşanmayı düşünüp düşünmedikleri ve zaman içerisinde cinsel hayatlarının nasıl dönüştüğü gibi sorular soruluyor. Ayrıca birlikteyken partnerlerine nasıl davrandıklarını da gözlemliyorlar: Örneğin eşlerine su getirmeleri, söze dökülmeyen bir itina göstergesi olarak mülakatlara dahil oluyor.

Partnerinizle dünya görüşleriniz birbirine benzemeli

İletişim becerileri önemli olsa da, partnerinizle dünya görüşlerinizin çok farklı olduğu noktada en güçlü iletişimciler bile işin içinden çıkamayabilir. “İnsanların ilişkilerinde mutlu olabilmeleri için partnerlerinin ne söylediğinin ötesinde, sözlerinin arkasındaki deneyimi de anlamaları gerekir,” diye yazıyor Aşkımız Sürecek mi? kitabının yazarı Sam Hamburg. “Eğer bunu yapamazsanız karşınızdakiyle empati kuramazsınız ve dünyanın en iyi iletişimcisi bile olsanız kar etmez.”

Eğitmenler öğrencilere, bir kere kendileri için nelerin önemli olduğunu, taşıdıkları değer yargılarını, gündelik alışkanlıklarını, cinsellikle ilgili tercihlerini, kısaca kim olduklarını keşfettikten sonra, kimin bu değerlerle uyumlu olacağını daha iyi anlayabileceklerini anlatıyor.

Dersi uzun süreli bir ilişkiyi sonlandırdıktan sonra alan öğrencilerden biri olan Ben Eisenberg, “Gününüzü nasıl geçirdiğinizin, paranızı nasıl harcadığınızı, dünyaya bakışınızın ilişkideki mutluluğunuzu pek çok şeyden daha fazla etkilediğini öğrendim,” diyor. Evlilik 101’den aldığı en büyük ders ne mi?

“İlk görüşte aşka dair modern algımız tamamen bir efsaneye dayanıyor. Aşk, ciddi bir emek gerektiriyor, ama kesinlikle çabalarınıza değiyor.”

Kaynak: The Atlantic