Türkiye’nin başarılı kadın senaristlerine yeni bir isim daha katılıyor. Nisa Yıldırım… Denizbank’ın Türsak Vakfı işbirliğiyle bu yıl üçüncüsünü hayata geçirdiği “Denizbank İlk Senaryo İlk Film Yarışması”nın birincisi oldu Yıldırım. “İstasyonlar” projesiyle 30 bin TL’lik maddi ödüle sahip oldu. Daha da önemlisi birincilik sayesinde Gora, Yahşi Batı, Aşk Tesadüfleri Sever’in de yönetmeni olan Ömer Faruk Sorak’tan senaryo mentorluğu alacak. Yıldırım üniversite mezuniyeti sonrasında bilgisayar destekli tasarım eğitimi ve 3d animasyon alanında çalışmaya karar vermiş. Post prodüksiyon alanında, tv ve internet yayıncılığında görevler almış. 2016 yılında Zeynep Atakan’ın Yapımcılık Atölyesi’ne katıldıktan sonra sinema için senaryo üretimine geçmiş, o sırada da İstasyonlar’a başlamış. Komedi türünün bir örneği olan senaryoryla, modern zamanın sorunlarını eğlenceli bir dille beyazperdeye taşımış. Nisa Yıldırım’la ödüle uzanan süreci, ilham aldığı kişileri ve hedeflerini konuştuk…

Öncelikle tebrikler! Kaç yıllık bir emek var bu ödülün arka planında?

İstasyonlar’ı, 2017 yılında taslak olarak yazdım. Aynı yıl 4. Antalya Film Forum’da ‘Yapımcısını Arayan Projeler Platformu’nda finalistler arasında yer aldı. Film Forum

sayesinde her yıl olduğu gibi aralarında farklı ülkelerin film festivali koordinatörler, senaryo doktorları bulunan uluslararası sinema profesyonelleri ile bir araya geldim. Kendilerinden senaryomla ilgili çok değerleri geri bildirimler aldım. Özellikle mizahi ve yaratıcı tarafı kuvvetli bir hikaye olduğunu dile getirmişlerdi. Burada aldığım yorumların da katkısıyla senaryo son haline kavuştu ve bu haliyle Denizbank İlk Senaryo yarışmasının birinciliğine ulaştı. Ödül öncelikle sektörde görünürlük sağlaması açısından çok anlamlı. İlk projenin gerçekleştirilmesi hiç bir zaman kolay olmuyor bilindiği gibi, fakat elinizde size referans olacak bir ödül olduğunda eliniz daha güçlenmiş oluyor.

İstasyonlar filminin senaryosu seyirciye ne anlatıyor?
Bu bir komedi filmi. Ana temasını ise 21.ci yüzyılın evrensel problemi olan genç işsizliği oluşturuyor. Bununla birlikte modern zamanlarda genç bireyler için yetişkinliğe geçişin gitgide zorlaşmakta olduğunun da vurgulandığı söylenebilir. Hikayenin odağında taşrada büyüyüp, metropolde üniversite eğitimi almış ve tutunamayıp geldikleri kasabaya dönmeye karar vermiş üç genç yer alıyor. Filmin tamamı dönüş yolunda yaşananlar üzerine. Geldikleri yeri de gitmeye çalıştıkları yeri de görmüyoruz. Özgüvenlerini çoktan yitirdikleri için her konuda yönlendirilmeye müsait hale gelmiş bu gençlerin, kendilerini hiç tanımadıkları insanların arasında bulmalarına ve kısa sürede onların kontrolüne girmelerine tanık oluyoruz.

Sağlam bir hikayesi varmış… Ödüle layık görülmesinin sebebi de bu olmalı?

Filmin ödüle layık görülme gerekçelerini öğrenebilmiş değilim. Fakat son derece güncel bir konunun mizahi bir dille anlatılıyor oluşunun etkili olduğunu tahmin ediyorum. Eski bir sayısalcı olarak senaryoda seyircinin ilgisini sürekli tutmak için gerekli olan matematiği doğru kurmaya çalıştım. Bunun katkısı da göz ardı edilemez sanırım.

Filmle ilgili bundan sonra nasıl bir süreç yaşanacak, aldığınız destekle neler yapmayı planlıyorsunuz?

Aldığım desteğin miktarı 30 bin lira. Bir filmin hayata geçmesi için gereken bütçeyle kıyaslandığında oldukça sembolik bir rakam. Bu gibi ön hazırlık süreci desteklerinin farklı

yönde katkıları oluyor projelere. Sinema profesyonellerinin onayını almanın yarattığı motivasyonla sınırlı değil. Örneğin senaryo üzerinde aynı zamanda yarışmanın bu yılki jüri başkanlığını da üstlenen Ömer Faruk Sorak ile çalışma fırsatım olacak. Kendisinin fikirlerini merakla bekliyorum. Bundan sonrası için mümkün olduğunca hızlı hazırlanıp filmi seyircisine sunabilmeyi amaçlıyorum. Kültür ve Turizm Bakanlığı’mızın yapım desteğine başvuruda bulundum, önümüzdeki yılın ilk aylarında belli olacaktır. Bunun haricinde bağımsız filmlerin finans kaynaklarının belirlenmesi için gerekli bir süreç var, onu takip etmem gerekecek. Son olarak Avrupa film festivallerinin ortak yapım marketlerine de başvuru yapmak planlarım arasında.

Beyaz perdeye iddialı bir senarist geliyor anlaşılan, ilham aldığınız bir kişi var mı?

Yeni bir sinemacı olmak için emek veriyorum bir süredir. İdolüm kişiler değil fakat işlerini çok kıskandığım senaristler var. Ben kıskançlık duygumun olmadığına inanırdım. Yakın zamanda yüzleştim bunun doğru olmadığıyla. Bir taraftan da bana bunu hissettirecek bir filmin olması beni inanılmaz mutlu ediyor. Çünkü bu çok başka bir duygu. İnsanı bütüne ait hissettiren bir duygu. Bir işe çok büyük bir hayranlık hatta sevgi besliyorsunuz. Ve bu durum sizi olduğunuz kişiden çıkarıyor, çok uzağa atıyor. Oradan bakabilmek her şeyin üzerinde. Bu senaryolara gelirsek ilk sırada her zaman Barış Pirhasan’ın ‘Aaahh Belinda’sı olacak. Engin Günaydın’ın ‘Vavien’ini de bende sinema salonundan çıkınca koşma isteği yaratmıştı. Bir de David Cronenberg’in ‘The Brood’ adlı filmi var, kafamın bir yerine kazınıp kalmış olan. Bu üç senaryoyu değerlendirdiğimde aslında kadın gözüne sahip üç erkek senarist görüyorum. Bu da sanatın cinsiyetsiz oluşunun ispatı zaten.

Gelecekle ilgili hedefleriniz nedir?

Sırasını sabırla bekleyen senaryolarımı hayata geçirmek öncelikli hedefim. Bu yıl senaristi yönetmeni ve yapımcısı olduğum başrollerinde Aslı Şahin, Can Alibeyoğlu, Bahtiyar Engin gibi isimlerin yer aldığı Misafirperverler (The Hospittables) adında 20 dakikalık ilk kısa filmimi çektim. Bir yandan eğitimim devam ediyor. Bahçeşehir Üniversitesi, Sinema ve Medya Araştırmaları bölümünde doktora öğrencisiyim, “Türkiye’de Post-Televizyon Çağı” konulu tezim üzerinde çalışıyorum. Tezimi tamamlayıp doktora derecemi almak istiyorum. Bir de bitmiş sayılabilecek bir roman projem var. Yine mizahi bir dili olan, bu kez kadın karakterlerin ön planda olduğu üç katmanlı bir hikaye. Onun da okuyucuyla buluştuğunu görmeyi umuyorum.