Anlat Bana Ali!

Hayatımda en çok sevdiğim sözlerden biri Frank Herbert’in eşsiz eseri Dune’da geçer: “Korku akıl katilidir.” Korku gerçekten de insanın aklını alır. Kalan aklınla korktuğun şeyden kaçabilirsin ama bu güçsüz olanın formülüdür. Titre ve uzaklaş! Güçlü olan kalan aklını iyi değerlendirir. Güçlü olan da korkar, korkmaz mı? Karanlıktan korkabilir, şimşekten, köpekten, böcekten, yalnızlıktan ya da sevdiklerini kaybetmekten… Hepsinden farklı farklı korkar üstelik. Kimini belli eder, kimini görmezden gelir, bazısınının da üstüne gitmeye kalkar. Şimşek çaktığında sevdiğine sarılır, karanlıkta ışığı açar, fare görünce sıçrar ve en sonunda kalan aklıyla bir yol bulur korkusunu yenmek için. Güçlü olan korkusundan kaçmayandır. Bilakis korkusunu tanımaya çalışandır.

İnsan en çok bilmediği şeyden korkarmış, öyle derler. Fakat Ali’nin ilişkiden korkmasının sebebi bilmediğinden olamaz. Yeryüzünde karıncalardan penguenlere, dinazorlardan şempanzelere kadar herkes kendince ilişki yaşar. Ali uzaylı olmadığına göre ilişki nedir bilmiyor olamaz.

Ali süslü sözler söyler, bir iki güzel an yaşanır. Sonra birden Ali korkar. Hem de nasıl korkmak! Adeta ödü kopar ve Ali kaçar. Yani titrer ve uzar. Oysa Ali bizim yanımızda aslan kesilir, dediğine göre bizden güçlüdür, korkusuzdur. Ali karanlıktan korkmaz mesela, şimşek çakar oralı olmaz, fareyi görünce en fazla tiksinir. Bu kadar korkusuz olan Ali, söz konusu ilişki olunca tırsağın önde gidenidir.

Sanırım Ali güç nedir tamamen yanlış anlamıştır bu yüzden bir kere bile korkusunu tanımaya çalışmamıştır. Ali’nin korkusu aklının katilidir. Aklını yitirmiş olacak ki karşımıza geçip ilişkiden korktuğunu rahatlıkla beyan ediverir.

İlişkiden korkuyorum diyeceğine istemiyorum de Ali! Olmaz de! Korkma doğruları söyle.Gerçekten korkun ne bilmek isterim Ali, lütfen bana izah et. Kendinden mi korkuyorsun? Karşındaki kadının senden daha sağlam ve güçlü olmasından mı? Sen nasıl bu kadar korkak oldun Ali, hadi anlat bana!

Önceki İçerikLG’den sosyal medyada fotoğraf paylaşanlara özel telefon
Sonraki İçerikHamdi Ulukaya Girişimi hayallerine inanan gençleri bekliyor
Doğduğumda henüz İstanbul’un bitki örtüsü inşaat değildi. Çocukluğumuz bahçeli evlerde eriği ağaçtan, dutu çarşaftan yiyerek geçti. Sokaklarda top oynayarak büyümenin şans olarak görülmediği günlerdi. Aslında büyüme kısmı da fena gitmedi. Dizlerimdeki yaraların izi hiç geçmedi, okullar bitmek bilmedi. Sonunda İTÜ Jeoloji Mühendisliği bitti. Herkes mühendis olacağımı sandı ama alakam yoktu. Okul biter bitmez web grafik eğitmenliği yapmaya başladım. Motosiklet tutkum yüzünden Türkiye Motosiklet Federasyonu’nda çalıştım. Sonra ajanslara geçiş yaptım. Derken bir gün, çalıştığım ajansın bir müşterisi için sergi hazırlamaya başladım ve o zaman anladım ki işin içinde kesinlikle sanat olmalıydı. Sonra yoluma küratörlük yaparak devam ettim. Sergilere bilimsel yaklaşmalıydım, bu yüzden YTÜ’de müzecilik yüksek lisansı yapmaya başladım. Bir yandan Tuluhan Tekelioğlu’yla çalıştım; belgeseller çektik, hâlâ çekiyoruz. Öte yandan, ah şu tezi bitirsem derken bir kitap yazdım. Dilimin Ucu Çınlıyor’da biraz benden biraz senden esinlendim, gözlemlerimi hayallerimle buluşturup bir hikâye oluşturdum. Bu hayaller hiç bitmesin istiyorum. İşte bundan dolayı tez bitmiyor ama bir kitap daha bitiyor. Çıplak Mahrumiyet Bandosu ile hayatıma yepyeni kahramanlar, yepyeni yaşamlar giriyor.