Bugün Türkiye’de kadınların seçme ve seçilme hakkını elde etmesinin 84’üncü yıl dönümü. Seneler süren suskunluğun ardından, kadınların siyasal haklarına kavuşmasında çok önemli bir rol oynayan, Osmanlı’dan Cumhuriyete kadın mücadelesinin baş aktrislerinden biri olan Nezihe Muhiddin ve Kadın Birliği’nin hikayesine kulak vermenin tam zamanı.

Nezihe Muhiddin’in hikayesi, başarılı erkeğin arkasındaki kadının, kafes ardında özgürleştirilmeyi bekleyen zavallı bir kız çocuğunun hikayesi değil. Sonu acı olsa da çok güçlü ve gür bir sesle haklarını savunan, hemcinsleriyle dayanışan, başkalarının onun adına konuşmasını kabul etmeyen, gözdağlarına pabuç bırakmayan cesur bir kadının ilham verici hikayesi. Peki bu hikaye nasıl başladı?

Nezihe Muhiddin, 1889 yılında Kandilli’de, Abdülhamid’in baskı rejimi sırasında, gençler Namık Kemal’in Vatan ve Silistre marşını söylerken gözyaşlarına boğulan hürriyetperver ve aydın Zehra Hanım ile açık fikirli, kadınların eğitimine önem veren savcı Muhiddin Bey’in kızı olarak dünyaya geldi. Almanca, Fransızca, Arapça ve Farsça dillerini ve edebiyatını öğrendiği eğitim yılları boyunca, ilk mürebbim dediği Nakiye Hanım’ın onun üzerinde büyük etkisi oldu.

Çocukluk ve gençlik yılları, ilk ve en uzun soluklu kadın gazetesi Hanımlara Mahsus Gazete’de yazıları yayımlanan Nakiye Hanım ve evlerinde toplanan diğer hanımlarla günün siyasi ve sosyal sorunlarını, kadınlığın durumunu ve bunun nasıl değişebileceğini tartışarak geçti. Yirmi yaşında ‘’bir erkek gibi çalışmak’’ için öğretmen olmak amacıyla Maarif Nezareti’nin fen sınavına hazırlanırken, İttihat ve Terakki Kız Sanayi Mektebi’ne müdür tayin edildi. Sınavı kazandıktan sonra da fen bilgisi dersleri vermek üzere kız idadisine atandı. Çalışma hayatı boyunca pek çok okulda öğretmenlik, müfettişlik ve müdürlük yaptı; aynı zamanda yirmi kadar roman, üç yüz civarı öykü, sahnelenmiş piyesler, operetler ve filme alınmış senaryolar yazdı. Ayrıca iki kez evlendi, ikinci evliliğinden Malik isimli bir oğlu oldu.

Hiç şüphesiz hak, azmin, fi’lin ve liyakatındı

Fakat onu özel kılan, ne edebi eserleri ne de üretken çalışma hayatı… Bugün onu hatırlamamızın sebebi, bir eylemci ve düşünür olarak kadın hakları mücadelesine katkısı. 1923 yılına gidelim. Bu dönemde TBMM’deki her iki grup içinde de kadınların siyasal ve vatandaşlık haklarını alması için şartların olgunlaşmadığı ve kadınların aile reisi olan eşlerine oy vermeleri gerektiği yönünde bir fikir birliği görülüyordu. Meclisin kurulduğu 1920 yılından, kadınların siyasal haklarını kazandığı 1934 yılına kadar da birkaç bastırılmış tartışma girişimi haricinde TBMM’de kadın haklarıyla ilgili bir suskunluk hakim olmuştu. Tam da böyle bir dönemde, Nezihe Muhiddin ve bir grup eylemci kadın, siyasal haklar hedefiyle örgütlenmek üzere bir kadınlar şurası toplamaya karar verdi. Bu eylemciler, Kadınlar Halk Fırkası’nın kurucuları olacaktı.

Bu kadınlar, 1908-1923 yılları arasında geliştirdikleri fikirler ve yürüttükleri faaliyetlerin yanında Milli Müdafaa döneminde vatanın savunmasına bizzat katılmaları nedeniyle de kadınların bu vatanın sadık ve hakiki evlatları olduklarını kanıtladıklarını düşünüyordu. Onlara göre şartlar çoktan olgunlaşmış, dalından koparılmayı bekliyordu. Ve Nezihe Muhiddin’e göre hakları onlara verilmese bile, kadınlar onları alacaktı. ‘’Hiç şüphesiz hak, azmin, fi’lin ve liyakatındı.”

Kadınlar Halk Fırkası

Kadınlar, cüretkar bir adımla 15 Haziran 1923’te, Cumhuriyet Halk Fırkası’nın bile kurulmasından evvel Kadınlar Halk Fırkası adıyla bir partinin kuruluş beyannamesini İçişleri Bakanlığı’na sundular. Bu adımı neden attıklarına ilişkin ‘’Hedefi siyaset olan bir cemiyet, gayri siyasi olamazdı’’ diyor Nezihe Muhiddin. Fakat İçişleri Bakanlığı sekiz ay süren bir sessizliğin ardından ‘’kadınların seçme ve seçilme hakkı olmadığı’’ gerekçesiyle KHF’nin kuruluşuna izin verilmediğini tebliğ etti. Kulislerde ise hareketin pek taşkın bulunduğu konuşuluyordu. KHF ekibi yılmadı, başta ‘’kadınların askerlik görevlerini ifa etmeleri’’ olmak üzere taşkın bulunan maddeleri törpüleyerek, faaliyetlerini Kadın Birliği adı altında bir dernekte sürdürmeye karar verdiler. Fakat bu hak taleplerinden bir geri adım değil, yalnızca bir strateji değişikliğiydi. Nitekim, 24 Şubat 1925’te Kadın Birliği, hak talepleri için propaganda amacıyla Halide Edip ve Nezihe Muhiddin’i İstanbul mebus adayı gösterdiğini duyurdu.

Bu dönemde Yunus Nadi yönetimindeki Cumhuriyet gazetesi, alaycı karikatürlerle kadınların siyasete katılma talepleriyle dalga geçiyor; kadınları hürmete layık olanlar ve olmayanlar olarak ikiye ayırıyordu. Belli ki hürmete layık olmadığı düşünülen Nezihe Muhiddin için başlatılan bu itibarsızlaştırma kampanyası, 1927 yılında Kadın Birliği’nin üç yıllık etkinliklerinin baskılar nedeniyle son bulduğu, derneğin kapatılma tehlikesi atlattığı ve Nezihe Muhiddin’in kanıtlanamamış yolsuzluk iddialarıyla Birlik’ten ihraç edildiği bir dönemin de başlangıcı olmuştu. Yunus Nadi, Nezihe Muhiddin’in uzaklaştırılmasını ‘’Oh çok şükür kurtulduk,’’ diyerek kutluyordu. ‘’Bu millet sonuçta bir ailedir’’ diyerek TKB’nin bu ailenin dışındaymış gibi hareket ettiğini iddia ediyordu.

1930 baharında kadınlar belediye seçimlerinde, 1933’te ise köy yönetimlerinde seçme ve seçilme haklarını elde ettiler. 5 Aralık 1934 tarihinde ise milletvekili seçme ve seçilme hakkı geldi. Fakat meclise giren kadınlar arasında, bu konuya onca emek vermiş kadın hareketinden pek az isim vardı. Kadın Birliği, artık görevini tamamladığı gerekçesiyle feshedildi.

Nezihe Muhiddin ise önce tarih ve edebiyat kitaplarından, sonra belleklerimizden yavaş yavaş silindi. Kendi kurduğu örgütün tarihçesinde bile ismi geçmemeye başladı. 10 Şubat 1958 tarihinde İstanbul’da yalnız ve unutulmuş bir durumda bir akıl hastanesinde vefat etti. Cenazesinde ‘’Türk Kadınlar Birliği Genel Merkezi’’ yazılı bir çelenk haricinde ömrünü vakfettiği kurumdan tek bir kişi bile yoktu. Fakat bıraktığı izler bugün bile kadın mücadelesinde yaşıyor.

Kaynak: Kadınsız İnkılap – Yaprak Zihnioğlu